Forum Gündemi:

Konu Başlığı : ÇÜRÜYÜŞ...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 77 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#71
22-06-2020, Saat:03:20 PM
İnsan, insandı ve şerefli olarak varolmuştu (((ki, gerçekten de, insan demek filhakika şeref demekti, ta ki şeref insan olmaklığa mütenasip davranmaksa ve nasıl olunmalıya verilecek bir cevapsa))) ama ne yaptı? Kutsal varlık olma mahiyetini, izzetini, onurunu, asaletini, şerefini, kendisi dışında hiçbir varlığa bahşedilmeyen ulvi değerlerini ve mümeyyiz yetilerini nisyana terketti. Hülasa; insan olduğunu unuttu! Tedricen tükenmeye, tükendikçe yitmeye, yittikçe çürümeye yüz tuttu. Kendisine vermediği değeri şeylere vermekten imtina etmedi. Kendisini övmediği kadar şeyleri övmekte cömert davrandı. Böylece de şeylerin kurbanı olmaktan kurtulamadı. Böyle yapmak neyi intaç ederdi, edecekti, etti? Hiç kuşku yok ki, kullara kul olmayı, mezelleti ve meskeneti, izzetsizliği, izzet-i nefsini alçaltan her şeyi tolere etmeyi, ruha ıstırap çektirmeyi ve kendini küçülttüğü ama gerçekte küçük olanları büyülttüğü için büyüttüklerine yaltaklanmayı, dalkavukluk etmeyi, onların karşısında maymun gibi davranmayı intaç ederdi ve etti. Artık insan mıydı o? Hayır, belki hayvan bile değildi. Ama insanmış ve insanca yaşıyormuş gibi yaşamaya devam etti. Şimdi alıp karşınıza sorsanız; kaybettiklerini ve kazandıklarını say deseniz, emin olun ki hiçbirini sayamaz ama kazandığını varsayar. Zira o artık bozulduğu için kazandığını ve ne kadar iyi bozulursa o kadar iyi kazanacağını bilmektedir. Çünkü bilmektedir ki, düzelirse kaybedecektir, öyle ya düzgün olanların kaybetmeye mahkûm olduğu bir dünyada yaşamaktadır ve bozulmanın normal görüldüğü, bozulanın itibar kesbettiği bir dünyada yaşadığı içinde bozulmayı normalmiş gibi algılamakta, anlamaktadır, bu sebeple de kendisini normal görmektedir. Ki, bugün ben Müslüman’ım diyene bile Allah’ın ayetini okuyamıyorsunuz. Anında damgayı yiyorsunuz. Çünkü Ayete mugayir bir yaşam sürdüğü ve Ayet yaşamını yalanladığı, onu perişan, rezil, sersefil ettiği için ağırına gidiyor. Bu dünyada bozulmayan anormaldir maalesef!

Tüm olguları yanlış okuduğumuz gibi din olgusunu da yanlış okuyoruz ve emin olun ki ve dahi kutsal yasalar üzerine büyük yemin ederim ki, din olgusunu yanlış okuduğumuz müddetçe de aldatılmaya, ezilmeye, sömürülmeye mahkûmuz. Şeytan sizi Allah ile aldatmasın diyordu ya ayet, maalesef hep aldatılıyoruz. Zira nasıl olaylaşması iktiza ettiğini bilemeyeceğimiz için olaylaştırıldığı haliyle alıp tolere edeceğiz din olgusunu. Dolayısıyla aldanacağız. Din olgusunu; dine muhalif olduğunu sananlarda, dinin tarafında olduğunu düşünenlerde yanlış okumaktadırlar ve buradaki yanlışlardan kârlı çıkansa vahşi kapitalizmidir, komprador pezevenklerdir. Maalesef komprador pezevenklerin en iyi ve ustaca kullandıkları yegâne şey dindir ve din onların ellerinde terbiye edici bir kırbaç, uyuşturucu bir afyondur. Evet, yaşadığımız dünyada din afyondur maalesef ve bu katıksız hakikattir. Ve bizleri inandığımız dinle dövmektedirler, terbiye etmektedirler, uyutmaktadırlar. Ne hazindir bu! Çünkü sana ait olanı, senden olmayan eline geçirmiş, kendi malı kılmış ve seni senin olanla dövmekte, terbiye etmekte, uyutmaktadır. Zira insanların sustukları ve susturuldukları yegâne olgudur din olgusu. Ve din konusunda ki masum düşünüşleri, zalimce vuruluşlarını tevlit etmektedir. İnsanlık tarihinde niçin din üzerinden yürüyenler insanlık tarafından tazim ve tebcil edilmişlerdir her daim ve onlara mutlak itaat edilmiştir? Çünkü din direkt olarak ruha hitap eder, duyguları etkiler ve harekete geçirir. Akılsız olmayacağını söyler ama tutsağı oldukları şahıslar onlara aklın tehlikeli olduğunu öğütler, artık onları yüceltmişlerdir ya ve dinin tecessüm etmiş hali olarak görmüşlerdir ve bilmişlerdir ya, dinin dediği değil onların söyledikleri muteberdir gayrı ve din ne söylerse söylesin hükümsüzdür. Ve dünyada en iyi kazandıran ticaret nedir derseniz, zerre tereddüt etmeden derim ki; din ticaretidir. Din hiçbir zaman yok edilmek istenmedi, ta ki en azılı din düşmanları tarafından bile. Çünkü insanlık üzerinde ki tesirini çok iyi biliyorlardı ve biliyorlardı ki, din yok olursa dünyanın yok olması elden bile değildi. Öyleyse din yok edilmemeliydi ama istendik şekilde yeniden dizayn edilmeliydi, kazandıracak şekilde ve kazandırdı da her devirde. Oysa din, kalpsiz dünyanın kalbiydi ve öyle olmalıydı ama gerçek anlamda öyle olmalıydı ve dahi mezellete ve meskenete mahkûm edilenlerin isyanlarının ve çığlıklarının sesi, soluğu olmalıydı. Yani uyutan değil uyandıran, susturan değil konuşturan, oturtan değil koşturan, itaat ettiren değil isyan ettiren, köleleştiren değil özgürleştiren, zalimleştiren değil adil kılan, ahlakçı kılan değil ahlaklı kılan, biat ettiren değil sorgulattıran olmalıydı. Hülasa; insan yapan olmalıydı, insanlığı öldüren değil! Bu dünyada ki gerçek savaş nedir bilir misiniz ey insançocukları? Dinin dinle savaşıdır inanın!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#72
23-06-2020, Saat:08:36 AM
Söyleyin eyyy insançocukları! Bu topraklar kimin? Bir toprak var deyil mi? Üstüne basıyorsun, üstünde oynuyorsun, tepiniyorsun, gezip dolaşıyorsun, onda ekip biçiyorsun, ondan biteni yiyorsun, hayvanlarını onun üzerinde otlatıyorsun ve hatta onun için kan akıtıp can veriyorsun, can alıyorsun deyil mi? Hissettiğimiz, gördüğümüz, algıladığımız budur öyle mi? Lütfen hissetmeye, algılamaya, anlamaya çalışın. Tamam, diyelim ki hayal âlemindeyiz ve gördüğümüz her şey birer görüngüden ibarettir, gerçeğin fotokopisidir ama yaşarken de dokunuyormuşuz gibiyiz deyil mi? Yani rüyada olsak dahi, şeyler birer görüngüden ibaret olsa bile yine de varız ve yaşıyoruz bir toprak üstünde. Kimindir öyleyse bu topraklar? Kim vermiştir bu toprakları bize? Gerçekte Allah’ın deyil mi ya da inancınıza göre doğanın da diyebilirsiniz. Sonra kimin? Sonra kimin lütfen? İnsanlığın yani sizin deyil mi? Lütfen korkmayın gerçekten. Size ait olanı, size ait değilmiş gibi düşünmeyin. Kuşkusuz Allah kullanacak değildir. Çünkü Allah senin için halketmiştir ya da doğa senin için varetmiştir. Kullan diye, ama insanca kullan diye. Öyle deyil mi ama? Çünkü sen varolduğunda, bu toprak vardı altında. Sen toprağın üstüne doğdun, topraktan doğdun ama toprağın üstüne doğdun ve üstündesin toprağın ama sanki altındaymışsın gibi bir yaşama sahipsin, ki gerçi yaşatmak için altına giriyorsun. Niçin, kim için girdiğini sormadan, sorgulamadan giriyorsun? Senin için ve sahibi sensin ama yaşamıyorsun üstünde. Niye? Şöyle bir bakının etrafınıza lütfen. Sizin olan toprakları, birileri inhisarlarına geçirmişler, kendilerinin kılmışlar ve seni de senin olan toprağın üzerinde köleleştirip kendilerine iyi bir yaşam sunman için kullanıyorlar, mukayyet bir hürriyet sunuyorlar ama sonsuz bir hürriyet sunuyorlarmış gibi algılatıyorlar ve sizde bunu yiyorsunuz alıkça. Kusura bakmayın ama gerçek budur. Kanunların gücüyle, silahların gücüyle, servetlerin gücüyle (((ki, bu güçleri verende topraktır onlara, sizin olan topraklardır, dahası bunlarda sizindir ve size hizmet için vardır ama ele geçirilmişlerdir))) sizin topraklarınızı ele geçirmişler, tepe tepe kullanıyorlar. Şöyle bakın bir lütfen, bu ülkenin en berrak nehirlerinin kıyıları, yemyeşil dağlarının dorukları, mümbit ovalarının arazileri, mavi denizlerinin adaları kimlerin inhisarlarında ve nasıl geçirilmiş inhisarlarına ve biz olduğu gibi tolere edecek miyiz böyle bir gaspı? Göz göre göre topraklarımıza el koyuyorlar ama biz bakınıyoruz, susuyoruz, bizim önümüze koyacakları kemikleri bekliyoruz. Bize yakışıyor mu? İnsanlık onuruna yaraşır bir yaşamı bile alamıyoruz, hakkımız olduğu halde. Bırakacak mıyız onlara bizim olan şeyi? Ölen sensin, yaşayan onlar. Peki, nasıl olabiliyor böylesi bir amansız çelişki? Her türlü dalavere ile bu ülkenin en mümbit arazilerine çöküyorlar, oralara büyük binalar, iş merkezleri dikiyorlar ve edindikleri servetin gücüyle seni acılardan acılara sürgün ediyorlar ve sana ölümden başka hiçbir şey bırakmıyorlar. Üreten sensin tüketen onlar, ölen sensin yaşayan onlar, çalışan sensin yatan onlar, yorulan sensin eğlenen onlar. Peki, bu amansız paradoksu ne vakit fark ve idrak edeceksin de; HAYIR diyeceksin? Hüküm Allah’ındır ama hükmü kendileri veriyorlar. Elbette Allah hükmü uygulayacak olan değildir ama sana uygulaman için akıl, vicdan vermiştir ve uygula demiştir ama adilane bir şekilde ve tüm insanlığın hayrına olacak şekilde. Peki, böyle mi oluyor gerçekte? Elbette ki hayır, böyle olan bir şey yoktur. Allah’ın, tüm insanlığın ortak kullanımına sunduğu ne varsa, kendi inhisarlarına geçirmişler ve insanlığı bunlar tavassutu ile kendilerine kul, köle eylemişler. Sen cahil bırakmışlar ve ne söylerlerse inanacak şekilde yeniden kurgulamışlar yanı insan olan senden insana benzeyen kurgu bir insan üretmişler. Acı olan ise, insanlığın bunu içselleştirmesi, sindirmesi ve gönüllü olarak tolere etmesidir. Allah’ın özgürleştirici dinini bile seni tutsak kılmak için kullanacak kadar zıvanadan çıkmış tiplerdir bunlar. Eyyy insançocukları! Sizin için varedilen ve size ait olan şeyleri geri almak istemiyor musunuz, ne zaman geri alacaksınız? Üstad Ali Şeriati ne diyordu; ‘’mülk Allah’ındır Karun’u vurun, iktidar Allah’ındır Firavun’u vurun, din Allah’ındır Belam’ı vurun.’’ Bu sözü kalıpsal bir söz olarak algılamayın, klişeleşmiş bir söz olarak görmeyin, derinliklerine inin, çözümlemesini yapın, gerçeği görmek için analizini yapın. Analitik ve senkronize düşünün. Karl Marx’ın dediği gibi kapitalist gölgesinden faydalanmıyorsa, o ağacı kesmekten çekinmez. İşte sizin kesilmedik hiçbir şeyiniz kalmadı, hayatınız paramparça edildi ve sizler de bunu göre bile eyvallah ediyorsunuz. Senin çocukların aç, sen açsın ama bir kişi on aileyi doyuracak yemeğe utanmadan el uzatıyor dahası el uzatmasına eyvallah ediliyor. Yazıklar olsun!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#73
24-06-2020, Saat:08:46 AM
Fıkra odur ki; ‘’şeytanın bir oğlu olur ve tutarlar birlikte insanların içine karışırlar, henüz insanı hiç bilmeyen, tanımayan şeytanın oğlu babasına sorar; bunlarda kim? Babası der ki; bunlar her türlü günahı işlerler ama suçu bizim üstümüze atarlar, bunlara insan denir.’’ Haddizatında fıkrada değildir bu, hakikatin fıkralaştırılmasıdır olsa olsa. Maalesef gerçek budur. Haram yeriz, şeytan yedirdi olur. Faize bulaşırız, şeytan bulaştırdı olur. Cinayet işleriz, şeytan işletti deriz. Hırsızlık yaparız, şeytan yaptırdı olur. Yalan söyleriz, şeytan söyletti olur. Gammazlık ederiz, şeytandadır suç. Kul hakkı, yetim hakkı demeyiz yeriz, şeytan yedirmiştir mutlaka. Haksızlık yaparız, zulmederiz, sömürürüz, kör olası şeytandır suçlu. Hülasa; her türlü pisliği, kötülüğü yaparız, günahı işleriz ama şeytana uyduk der işin içinden çıkarız. Çünkü damalarımızda kan gibi dolaşmaktadır o ve bunu da hüccet kılarız işlediğimiz suçları şeytana hamletmek için. Böylece de temize çıkarırız kendimizi ve gerçekten de temizlemiş sayılırız kendimizi, çünkü artık herkes suçlu olarak şeytanı görmüştür. Zira herkes aynısını yapmaktadır ve aynı şeyleri yapanlar birbirlerine benzerler, birbirlerini de temizlerler aynı zamanda. Herkes şeytandır ve birbirinin günahını örtmektedir ama suçlu şeytandır. Biz ise, akılsız, iradesiz, ihtiyarsız, şuursuz, bilinçsiz yani küçücük ve basit bir günaha bile direnemeyecek kadar aciz ve zavallı mahlûklarız. Nasıl işimize gelirse öyleyiz yani! Kurtulacağımızı da düşünürüz ha ciddi ciddi. Günahı yükledik ya mutlak ve ebedi melun günahkâra, artık günah mı kalır bizde, pir-ü pak oluvermişizdir bir anda. Hani diyor ya Shakespeare; ‘’cehennem boşalmış, şeytanların hepsi burada.’’ Evet, gerçekten de öyle. Çünkü bugün insan denilen mahlûk şeytanın ta kendisi olmuştur. Şeytana şapka çıkartır marifetleriyle. Yani insan diye bir şey yoktur, kaybolmuştur, insan siluetlerine aldanmayın, maskenin arkasında mutlaka şeytan vardır ve sizleri öyle bir aldatır ki, aldatırken Allah der ama insandan korktuğu içinde Allah’a sığınır, çünkü insanın kendisinden daha şeytan olduğunu çok iyi bilir. Dünya niye tamusal bir görünüm arzetmektedir? Kötülükler her yanı nasıl olmuşta kaplamıştır? İnsan varolaydı ve yaşayaydı böyle mi olurdu? İnsanın varlığını hissettirdiği ve yaşadığı bir dünyada insan insanın cennetidir ama insan insanın cehennemi olmuşsa ve herkes cehenneme dolmuşsa, cennette boşalmışsa hangi insan yaşamaktadır dünyada? Dünya, insan gerçekten insan olduğu gün cennet olacaktır ve insan insanda o gün cenneti bulacaktır!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#74
25-06-2020, Saat:07:38 AM
Bugüne kadar ki, olabildiğince derinlemesine yaptığım okumalarımdan, sorgulamalarımdan, çözümlemelerimden, düşünlerimden, duygulanımlarımdan çıkarımım şudur ki; tüm yaşamımız boyunca, net olarak farkında olduğumuz, farkına vardığımız, algıladığımız, anladığımız, dokunduğumuz, hissettiğimiz, ancak ve ancak içinde bulunduğumuz şimdiki andır. Yarını net olarak bilmemiz, kestirmemiz, öngörmemiz kabil-i mümkün değildir. Hatta bir dakika sonrasını dahi bilmemiz muhal ender muhaldir. Ne yaparsanız yapınız bunu mümkün kılamıyorsunuz. Yarın bilinmezdir, karanlık bir kuyudur. Belki yitik bir cennettir, ya kavuşursunuz ya da kavuşamadan kendiniz yitip gidersiniz; belki de henüz kavuşulamayan ama kavuşulduğu anda kavuşanı yutacak olan karanlık bir cehennemdir. Bir milyon boyuttan, bir milyon pencereden baksanız, bir milyon çıkarımda bulunsanız yine de yarını bilmeniz muhal ender muhaldir. Yarın şu olacak diyemiyorsunuz kesin olarak. Aklınız da kifayet etmiyor böyle bir şeyi net olarak bilmeye. Yaşamımız boyunca elimizde olan tek an şimdiki andır, başkaca da hiçbir an yoktur. Ne yaparsak, ne edersek, ne söylersek ancak ve ancak şimdiki anda yapabiliriz, söyleyebiliriz, eyleyebiliriz ve bir anlama sahip olan bir şey olacaksa da, bu şey, şimdiki anda yapılan şey olacaktır. Çünkü ulaşıp ulaşamayacağınızın belli olmadığı yarınlar şimdinin üzerine bina edilecektir. Şimdiki anda yapılmayan ya da yanlış yapılan bir şey için, faraza mülaki oldunuz diyelim, yarınlarda nedamet gözyaşları dökmek faydasızdır yahut riyakârlıktır. Yapmadan ya da kötü olarak yapmış olduğunuz hal içinde toprakla buluşmuşsanız da zaten yapacak bir şeyiniz yoktur. Her iki durumda da kayıptasınız. İşte bu yüzden şimdiki an altın değerindedir ve onu harcarken olabildiğince hassasiyetli olmanız icap eder. Bir insan olarak, ilk evvelde, önümüze baktığımızda çok uzun bir yarını görüyoruz, algılıyoruz ama şayet ulaşabilirsek, bir sona varıp ardımıza baktığımızda da çok uzun bir geçmişi bıraktığımızı müşahede ediyoruz. Ama tüm bunlar, her şey olup bittikten sonra oluyor yani önceden olacağını bilemiyorsunuz. Binaenaleyh, ne yaşarsanız şimdiki anda yaşayacaksınız, ne yaparsanız şimdiki anda yapacaksınız, ne söylerseniz şimdiki anda söyleyeceksiniz ve anlamlı olacak olan hatta sizin varolduğunuzu ispat edecek olan şey; bilinmez yarınlarda, şayet o yarınlara mülaki olursanız, makes bulacak olan şey; şimdiki anda ortaya koyduklarınız olacaktır. Bu sebeple diyorum ki, içinde bulunduğunuz anın kıymetini bilin, o anı heba etmeyin, o ana dair ne sevinçlerinizi erteleyin, ne de acılarınızı ucuza satmayın. Kendinizin ve zamanınızın değerini bilin ve insanlığınızı ispatlayacak eylemler ortaya koyun. Soru sormadığınız, sorgulamadığınız, cevabını aramadığınız hiçbir şey olmasın. İster şahıs, ister mekanizma, ister topluluk, ister düşünce, ister güruh, ister kimlik hiç farketmez. Her olguyu derinlemesine çözümleyin, okuyun. Her olayı tüm boyutlarıyla, bin pencereden izleyin ve okuyun. Çünkü sorularınız, sorgularınız kaderinizin ağlarını örmektedir tedricen ama şimdiki eylemlerinizle. Zira kaderinizi kendiniz çiziyorsunuz, bilseniz de bilmeseniz de, farkında olsanız da, olmasanız da. Bu dünyaya bir kere geliyorsunuz, bir kere gelinen ve her boyutuyla yaşanmak için varolan o sürecin içerisinde en kıymetli an şimdiki andır. Her anınızı, ya insanca eylemler ortaya koyarak insan gibi yaşarsınız, ya insanlığa mugayir eylemler ortaya koyarak ve hayvani güdülerinizin esiri olarak pespaye eylemler ortaya koyarak yaşarsınız, ya da bir ot gibi yaşar gidersiniz, görmeyerek, duymayarak, bilmeyerek. Tercihte, kararda, kaderde sizindir ve ne yaparsanız yapınız yaptığınız her şeyi önce kendiniz için yapacaksınız. Bir insan olarak, asla ve kata, benzerlerinize mutlak tabi olmayınız. Her başınıza geleni kader olarak görmeyiniz. Hiçbir şahsa ya da mekanizmaya suç ortağı olmayınız kesinlikle ve kesinlikle. Ne yoksulluğa kader deyiniz, ne varlığı kadere bağlayıp eyvallah ediniz. Önce kavganızı veriniz, sonuna kadar gidiniz, sonra da neticeye sabrediniz. Her şeyi kadere bağlayıp ya da her şeye kader diyenlere aldanıp sefilane bir şekilde yaşamayınız. Çünkü zalimlerin en büyük kozlarından birisi kader olgusudur. Her şeye kader nazarıyla bakıp, baktırıp, suskuya mahkûm ederler sizi. Şimdiki anda yapılana bakınız, yarınlarda yapılacak olana ya da yarın yapacağız diyenlere değil. Her güzel şeyi, her umutlu şeyi yarına erteleyene asla ve kata inanmayınız. Çünkü bunu söyleyenler kendileri şimdiyi yaşarlarken, sizlere yaşamanız için bilinmez yarınları vaat etmektedirler yani sizleri aldatmaktadırlar. Sizin yaşadığınız acılarınıza, yoksulluğunuza kaderdir derler ama diğer yanda kendilerinin şatafatlı yaşamaları da onların kaderidir, kader telakkilerine göre. Böylece sizler susup kalırsınız, onlarda keyiflerince yaşayıp giderler. Tabi sizlerin müsaade ettiğiniz kadar. Oysa Allah her bir insan tekine akıl, irade, ihtiyar vermiştir. Dünya sofrasını da insanların önlerine sermiştir ve demiştir ki; herkese kazandığı vardır. Yani sömürdüğü, çaldığı, gasp ettiği, el koyduğu değil. Sömürülen, çalınan, gasp edilen haklarınızı da behemehâl almanızı buyurmuştur ama layığıyla ve layık olduğunuz hal içinde. Lütfen değerinizi biliniz ey insançocukları, kendinizi değersizleştirmeyiniz, değersizleştirmeye yeltenenlere hadlerini bildirmekten zerrece imtina etmeyiniz!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#75
26-06-2020, Saat:06:51 AM
Gerçekten böyle bir dünyada içimiz rahat şekilde yaşayabiliyor muyuz? Gerçekten mutlu muyuz? Bizim bir vicdanımız var mı? Bizim bir beynimiz var mı? Gerçekten bir vicdanımız ve beynimiz var mı? Bir dinimiz var diye vicdansızca yaşamak hakkımızın olduğunu mu düşünüyoruz? Gördüğümüz, duyduğumuz, yaşadığımız, yapılan her şeyi sindirebilen bir vicdanımız var mı ve o vicdan, gerçekten vicdan mı? Yahut gerçek bir vicdanımız varsa, varolduğuna dair hücceti nedir? Yok olduğuna dair hücceti saymakla bitmez oysa. Yani her şeye sahip olursak, her türlü sorun yok mu oluyor, her türlü kötülük ortadan kalkıyor mu? Bize bir zararı olmayan şey, başkalarına zarar verdiğinde zararlı olma özelliği yok mu oluyor? Bizim bir kimliğimiz var mı? Hiçbir şey umurumuzda değil mi? Dünyadan ve insanlıktan bize ne mi? Her şey gayet normal mi? Zerre miskal da olsa sıkıntı duymadan, acı çekmeden, gayet rahat bir şekilde, huzur içerisinde, güle oynaya yaşayabiliyor muyuz? Yani her şey muazzam mı, muhteşem mi, ideal olan mı? Gökten boşanırcasına yağan yağmur gibi, yerden fışkırırcasına biten otlar gibi, kirlenen insanlık toprağından her türlü pisliğin toplum tarlasına yayıldığı bir dünyada nasıl olabilir de insan olarak her şeye kayıtsız, umarsız kalıp, güle oynaya yaşayabiliyor, keyfimize bakabiliyoruz? Nasıl olupta silah sıkanı tazim ve tebcil ediyoruz, onun arkasından gidiyoruz da, düşünen kafalara düşmanlığı sindirebiliyoruz, böylesi bir yaşam nasıl bir yaşamdır, bunu tolere eden insan insan mıdır, böyle bir yerde hayat nasıl yaşanmaktadır, hiç mi zül addedilmiyor böylesi bir yaşam, tiksinilmiyor da mı böylesi bir yaşamdan? Oysa utanç duyulacak bir yaşamdır böylesi bir yaşam. Nasıl oluyor da şüphe etmeden, sormadan, sorgulamadan it gibi, ot gibi yaşayabiliyoruz? Ormana gitsek hayvanlar bizden ürkmezse namerdim. Sophokles gerçekten çok doğru söylemiş; ‘’bozulmaya görsün, eğer ki bir bozulursa, dünyanın en korkunç yaratığı olur çıkar insan denilen canlı.’’ Keza Peygamberin dediği gibi; ‘’hayâsını kaybetmeye görsün insan, yapmayacağı şey yoktur.’’ İnsanız diyoruz ama insanca yaşadığımıza dair tek bir emare yok. Suçluyoruz, vuruyoruz, kırıyoruz, bozuyoruz, dağıtıyoruz, öldürüyoruz, hiçbir acıma hissi taşımadan. Ama bitevi ‘’Allah, adaleti ve iyiliği emrediyor, tutasınız diye size öğüt veriyor’’ diyoruz. Sonra da başlıyor damga basmak ve geleceği ipotek etmek babından şeyler. Dilimize pelesenk etmişiz, temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getiriyoruz ve insanlık sofrasına atıveriyoruz ulvi hakikatleri, kutsal yasaları. Sanki biz değil, bizim dışımızdakiler mesul bir tek, kutsal yasalardan. Ne yasa tanıyoruz, ne hak biliyoruz ne de hukuk. Tutunacağımız tek bir dal, pusulamız olacak tek bir olgu kalmamış. Her şeyi harcamışız, çok ucuza satmışız. İnsanlık sapıtmış kimin umurunda? İnsanlık hakikati kaybetmiş kim takar? Biz yaşayalım da, geri kalan isterse gebersin diyebilecek bir seciyeye sahibiz. Kalıpsal olarak bakıldığında elbette insan gibiyiz ve insanca yaşıyoruz gibi görünüyoruz ama detaya inildiğinde şerefsizim zerre miskal ilgisi yok. Siluetimiz her türlü çirkinliğimizi, pisliğimizi örtüyor ve insan olduğumuz sanılıyor. Oysa insanlık kalıpta değildir, insan insanlığını küçücük gibi görünen ama çok büyük olan davranışlarında ortaya koyar. Valla da, billa da, talla da insanlıkla yakından uzaktan alakamız yok. Bu millette, bu devlette ve insan da çürümüş kardeşim. Bu milletin ya genleri bozulmuş ya da bu millet kim olduğunu unutmuş ve yanlış yollara sapmış, gittikçe de transformasyona uğramış. Bu devlette metamorfoz geçirmiş ve artık kadim ruhunu kaybetmiş. Herkes kendi pisliğinde boğuluyor, kendinden olanın pisliğini örtmek kavgasına tutuşmuş. Yemin ediyorum insanlık, vicdan, şeref diye bir şey kalmamış ubudiyet toprağında. Ne yani hakikati gizli mi tutalım, gizli tutulduğunda her şey güzel olmuş mu olacak? Pislikleri örtünce, temizlemiş mi oluyoruz? Başkasının pisliğini örtmek zorunda mıyız? Başkasının pisliğini örtersem temiz bir dünya istemekte samimiyetsizce ve şerefsizce hareket etmiş olmaz mıyım? Niye yaşamak sevincimi kendi ellerimle peşkeş çekeyim namussuzlara, şerefsizlere? Hakikati söylemekten korkuyoruz, söyleyeni korkutuyoruz. Düzen bozuk kardeşim, hiç doğru olmamış ki, çark bozuk, bozuk düzenin doğru çarkı olur mu, bozuk çark namusludan yana döner mi? Namusluyu öğütür, namussuzu büyütür. Tek bir kimse düzeltmek için kavga vermemiş bugüne değin, canından korkmuş, menfaatlerinin elinden çıkmasından korkmuş, bozuk düzene uymuş ve uydurmuş herkesi. Uymayanları da tek tek ayıklamış ve uymamakta direnenlere gözdağı verip korkutmuş onları ve uydurmuş nihayetinde. Ya da sahiplendikçe sahiplenmiş, alıştıkça alışmış ve artık öyle bir zaman gelmiş ki sahiplendiklerini kaybetmek cehennem kuyusuna düşmek gibi gelmiş ve kaybetmekten öyle korkmuş ki, kaybetmemesi gereken şeylerini kaybetmeyi göze alabilecek kadar şirazesinden çıkmış. Nemalanıldıkça alışılmış bozuk düzene ve kanıksanılmış bozuk düzen. Elbette bozuk çarkın insanı da bozuk olacak ki bozukluk rant kapılarını sonuna kadar açabilsin. Açılmışta elbette. Çünkü her devir bir önceki devri örnek göstermiş yaptıklarına ve yaptıklarını miras bırakmış yarınlarına. Slogan gibi, nutuk gibi geliyor olabilir söylenilenler ama hissedilmediği için, empati yapılmadığı içindir böyle gelmesi. Oysa acı gerçeklerdir tüm bunlar. Niye bu milletin ve devletin korkusuzca hareket edecek savcıları, hâkimleri yok? Ortada suçlu var ama savcılar, hâkimler imtina ediyorlar, niye? Çünkü yutmuşlar kardeşim, dünyayı yutmuşlar, servetli, kudretli, şöhretli olmuşlar, kim pranga vurabilir bu türlere kim? Oysa öyle bir hâkim, savcı olmalı ki, bu milletin kanını emen kene kimse söküp atmalı milletin sırtından o keneyi behemehâl. Ve millette, devlette o hâkimin, savcının yanında olmalı, onların canlarına kastedenlerin canlarını bedenlerinden acımadan söküp almalı ki, bir daha cüret edemesin hiçbir pezevenk böylesi bir şeye. Garip hakkında hüküm vermek değildir marifet, garibi garipleştiren hakkında verilebiliyor mu hüküm ona bakarım ben. Öyle bir polis olmalı ki, garibi azarlayabildiğinden kat be kat daha şiddetli şekilde bu milletin canına okuyan komprador pezevengi azarlayabilmeli ve bu devlette, bu millette o polisin arkasında durabilmeli. Şerefli memurlar niye yok bu dünyada ve varolduğunda niye arkalarında durulmaz şerefli memurların, millet ve devlet olarak? Korkusuz, cesur, namuslu, gerçek anlamda vatansever, adaleti acımasızca ve ayrım yapmadan herkese eşit şekilde tatbik edecek memurlar istiyorum kardeşim. Filimler de ve diziler de izlemek, kitaplarda okumak, masallarda dinlemek zorunda mıyım böylesi insanları? Çünkü oralarda olanlar uyutmak, avutmak ve aldatmak içindir. Gerçek hayatta görmek istiyorum kardeşim. Çok şey mi istiyorum ya da böyle bir şeyi istemek hakkım yok mu yahut böyle bir şeyi istediğim zaman şerefsiz ve hain mi olurum? Öyleyse şerefsizliği de, hainliği de onurumla kabul ediyorum, yeter ki istediğim olsun. Ama hayır, vurun abalıya misali vurulur her devirde garibe, niye, sesi çıkmaz diye, çıksa da gür çıkamaz diye. Yazıklar olsun ervahınıza! İnsanız diye geziniyoruz şu dar-ı dünyada, utanmadan, sıkılmadan. Biz insansak eğer, bütün hayvanlar melektir!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#76
28-06-2020, Saat:02:32 PM
Ey insançocukları! Bakınız ve lütfen insan gibi, olguyu ve olayı tetkik, tahkik ve analiz ediniz. Bir kez, okuma ve fikir işinde samimi ve ciddi olmamız, fikrin namusuna sadık kalmamız, anlama, kavrama, hissetme ve uygulama konusunda da dürüst olmamız şarttır ve böylesi bir şey insanca yaşamak için mübrem bir manevi eylemdir. Zira anlamakta ve uygulamakta samimiyetsiz, ciddiyetsiziz hatta riyakârız. Tiksindirici tavırlar içindeyiz, yüzüne tükürülesi bir haldeyiz. Kendimiz böyle olduğumuz içinde böyle olanlara ses etmemekte ve böylesi tipleri normal görüp tolere edebilmekteyiz ama kaybeden kendimiziz. Maalesef yaşamımızın her boyutunda, toplumsal her alanda bu şekildeyiz, zaten bu yüzden de hiçbir şeyde, hiçbir alanda başarılı olamıyoruz ya. Sonra da her şeye kaderdir deyip geçeriz, boyun eğeriz! Bilgiçlik taslamak, edebiyat ve felsefe yapmak için mi okuyoruz, öğreniyoruz? Bildiğin şeyi anlamak gayreti içinde olmayacaksan, anladığın şeyi de eylemek derdine düşmeyeceksen tükürürüm senin okumana ve bilmene. Maalesef her cephede ki tipler için marazi bir durumdur bu. Öğreniyoruz, biliyoruz ama bilgiçlik taslamak, nutuk irad etmek, edebiyat yapmak, filozofik biriymiş gibi takılmak için. Peki, uygulama ne olacak behey sahtekâr, şerefsiz? Binlerce söz öğren, binlerce ayet ezberle, binlerce hadis bil, binlerce kitap oku, muktezasını ifa etmedikten sonra, ne anlam ifade edecek tüm bunları okuman, öğrenmen, bilmen, ezberlemen? Analitik ve senkronik düşünmeyeceksen, şüphe etmeyeceksen, sorup sorgulamayacaksan, eleştirmeyeceksen, sigaya çekmeyeceksen, gerçeğin peşinde olmayacaksan ve nihayetinde insanca eylemler ortaya koymayacaksan o zaman niye okuyorsun, niye biliyorsun sefil? Kimin ihtiyacı var senin bilgiçliğine? Ya da bildiklerini gel anlat birader diyen mi var? Bildiklerini hareketlerinde görmüyorsam şayet, yerin dibine batsın senin bildiklerin. Keza bir de şöyle bir durum vardır ki büyük öneme haizdir; eğer ki masivaya dair bir olguyu bilmek, bir olayı anlamak derdiyle yanıyorsanız, tüm boyutlarını, iltisaklarını, ince yönlerini ve iltisaklı olunan ara bağlantılarını derinlemesine idrak etmemiz ve tetkik etmemiz icap eder, olguyu ve olayı gerçekten anlamak ve uygulamaya geçirmek için. Çelişik durumların özelliklerini tümüyle ve her sürecini özelliğine göre tetkik etmezsek duruma nüfuz edemez ve çelişkiyi tüm teferruatlarıyla kavrama gereğini önemsemeyiz, böyle olunca da işin özünü anlayamayız. İşin özünü anlayamayınca da münhasıran lafla peynir gemisi yürütmeye yelteniriz, tatbikata geçeceğimize. Münhasıran şöyle bir göz atmakla iktifa etmeye yelteniriz ve kabataslak müşahede etmekle iktifa eder ve bu halde durumu çözümlemeye kalkışırsak baştan savma bir iş yapmış oluruz ve hiçbir neticeye varamayız. Zaten böyle olduğu içindir ki, uygulamakta başarısız kalmaktayız ve her türlü belaya davetiye çıkarmaktayız. Tek yanlılık ve üstünkörü bakış bizi mahvetmektedir ve kaderimizin ağlarını istenmedik yönde örmektedir ama sonra da kaderdir deyip boyun eğmekteyiz yani sefilleri oynamaya yeltenmekteyiz. Velakin ne acayiptir ki, her daim şikâyetçiyiz! Geçelim!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#77
29-06-2020, Saat:03:38 PM
Ey insançocukları! Şu ölümsüz hakikati hiçbir zaman unutmamamız iktiza etmektedir; biz kendimizi değiştirmedikçe hiçbir zaman değiştirilmeyeceğiz. Yani bizi biz değiştirebiliriz ancak ve kendi kendimizi değiştirmemizle kaderimizi kendimiz çizebiliriz ancak. Nasıl bir düşünce sistemine sahip olursak olalım, hangi yolda yürürsek yürüyelim, isteğimiz dışında değiştirilmeyeceğimiz mutlak ve muhakkak bir hakikattir, reddedeceğimiz ya da bir sebebe binaen tolere edeceğimiz (((yaaa kabul ediverelim işte anlamında bir kabulden bahsediyoruz))) bir hakikatte değildir, bizi aşan bir hakikattir. Şayet böyle bir şey olsaydı yani siz kendi iradenizin, aklınızın, ihtiyarınızın önemsiz kalacağı bir şekilde değiştirilebilir olsaydınız, insan olmanızın hiçbir anlamı kalmazdı, size verilen yetilerin hiçbir önemi olmazdı, dolayısıyla da bu yetilere sahip olmanız ya da olmamanız hiçbir şey ifade etmezdi. İşte o zamanda kaderdir deyip geçmeniz belki bir anlam ifade ederdi. Ki böyle de kader olmaz zaten. Söyleyin lütfen, siz istemedikçe kim değiştirebilir sizi? Siz makine değilsiniz ki, istenildiği gibi parçalarınıza ayrılıp istenildiği gibi yeniden yapılasınız. Gövdenize balyozla vurula vurula mı değiştirileceksiniz? Beyniniz açılıp içine fikir mi koyulacak? Kalbiniz yarılıp içine duygu mu boşaltılacak? Nasıl olacak değiştirilmek? Siz insansınız, bir damla kan ve bin kaygıdan mürekkep bir varlıksınız. Siz, meraksınız, sorusunuz, sorgusunuz, düşüncesiniz, şüphesiniz, isyansınız, öfkesiniz. Siz insansınız! Biz iyileşmek istemedikçe hiçbir kimse bizi iyileştirmeyecektir. Biz kirlerimizden arınmadıkça, bizi temizleyecek kimse olmayacaktır. Biz hakikate talip olmadıkça, hakikat önümüze getirilip konulmayacaktır. Biz istemedikçe ve almakta kararlı olmadıkça, bize verilmeyecektir. Bu sebeple, riyakârca yaşamak hiçbir anlam ifade etmez. Dürüst, samimi, ciddi, tutarlı olmak zorundayız. Söylemimizle eylemimiz insicam içerisinde olmalı. Ömrümüz boyunca küfrederiz her şeye ama neye, niçin küfrettiğimizin farkında bile olmadan. Her şeyi bildiğimizi iddia ediyoruz ya, haddizatında bildiğimiz hiçbir şey yok. Sadece biliyormuşuz gibi yapıyoruzdur, bununda farkındayızdır ama utandığımız için söylemekten imtina ediyoruzdur. Biz iyileşmek, arınmak, değişmek istemiyoruz ama her şeyde güzel olsun istiyoruz. Hakikati istemiyoruz ama karanlıktan şikâyet ediyoruz. İstemiyoruz ve almak için kararlı duruş ortaya koymuyoruz ama verilmediği için bağırıyoruz. Geçelim!  
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,602
mesajlar
2,161
konular
1,256
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#78
30-06-2020, Saat:10:49 AM
Ey insançocukları! Unutmayın ve bilin ki; siz değişmedikçe hiçbir şey sizi değiştirmeyecek, siz de hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz. Çünkü ancak değişmek isterseniz değişeceksiniz ve değişirseniz değiştireceksiniz. Değişimde, onurlu yaşamak arzusundan doğar. Eğer ki onurlu yaşamak istiyorsanız değişmekten ve değiştirmekten korkamayacaksınız. Çünkü korku değişimin ecelidir. Ve görüyorum ki, değişiyorsunuz sanki ve değiştirmekten de imtina etmeyecek gibisiniz kendinizi, hayatınızı, her şeyi. Hiçbir şey yapmıyoruz, tek bir adım atmıyoruz, öfkemiz yok, isyan etmiyoruz, suskuya teslim oluyoruz, sonra da kaderdir deyip geçiyoruz ve her şeyi kadere hamledenlere teslim oluyoruz. Teslim olmayacaksınız! Cesur olacaksınız, biraz daha cesur olacaksınız. Onlar istedikleri gibi hareket ettiklerinde ve arzuladıkları yaşamı yaşadıklarında bu onların kaderi oluyor, bizler de bize denilenlere itaat edip sefalete mahkûm olduğumuz zaman bu bizim kaderimiz oluyor. Ölen mazlumsa ölüm takdir-i ilahi oluyor, komprador kazanıyorsa yine takdir-i ilahi oluyor. Oh ne ala memleket! Burada amansız bir dilemma yok mudur? Vardır ve görmelisiniz! Bana kutsal yasalarda böyle bir kader izahını gösterebilir misiniz Tanrı ve İnsanlık aşkına? Geçelim! Gerçekte kurt olup ama sizlere kuzu postuyla gelenlere aldanıp, önlerinize koydukları şeylerin ne olduğunu anlamadan saldırmayın. Ya da size söylenilenlere göre hemen uygulamaya geçmeyin. Önce şüphe edin, sonra tahkik edin, sonra aklınız ıskat olsun, nihayet tatbik edin, bilakis pişman olmaktan kurtulamazsınız. Analitik ve senkronize düşünmekten behemehâl feragat etmeyin. Kaya üzerine tesis edilen yapı ile kum üzerine tesis edilen yapı bir olur mu? Siz sağlam zemine basmazsanız, zemin üzerinde tepetaklak olmanız kaçınılmazdır. Yanlış zemin üzerinde yürüyoruz, ayağımız kayıp düşünce de kaderdir diyoruz, bu nasıl bir zihniyettir, anlayıştır Tanrı aşkına? Buz üzerinde yürürsen kayar ve düşersin. Başka türlü düşünmek irrasyonel düşünmektir yani düşünmemektir, akılsızlıktır. Kum üzerine ev kurarsan sel yutar, götürür ama kaya üzerine kurarsan evini hiçbir fırtına, sel tesir edemez. Biz kum üzerine dam yapıyoruz sel alıp götürünce de ah çekiyoruz ve suçu kadere hamlediyoruz. Zaten bizi zincirlemek isteyenlerde kaderi ön plana çıkarıyorlar ya bu yüzden, çünkü kolayca oltaya takılacağımızı çok iyi biliyorlar. Biz suskuya teslim olursak, bizi sömürmekten kim hayâ edecek ki? Sen isyan edeceksin ki, dağlar sarsılacak, denizler köpürecek, ovalar harekete geçecek, göklerde yıldırımlar çakacak. Ama biz hem suskuya teslim olmak, hem de her şeyi önümüze koydurmak istiyoruz. İşte biz bu kadar samimiyetsiz, ciddiyetsiz ve riyakârız. Kötülükleri beynimize ve kalbimize yüklüyoruz, bataklık içine düşüncede bağırıp çağırıyoruz, başkalarını suçluyoruz. Gurbete mahkûm olup bitevi gurbet türküleri terennüm ediyoruz ama aynı zamanda memleket hasreti çektiğimizi de söylemekten geri durmuyoruz, ne gariptir ki memlekete gelmek için tek bir adımda atmıyoruz. Biz nankörüz, cahiliz, ahlaksızız, vicdansızız, merhametsiziz ve zalimiz! Şu dağların görkemine baksana bir, şu çağıldayan ırmakların sesini duysana, şu göğün maviliğini görsene, şu ovaların yeşilini hissetsene, niçin yapmıyorsun bunları? İçimizde ki devi niye uyandırmıyoruz? Bizi bekleyenlere kavuşmak için niçin harekete geçmiyoruz? Birileri sizlerin mallarınıza çöküyorlar, çörekleniyorlar ama siz bakıyorsunuz. Onlar sefa sürerlerken siz size ait olanın üzerinde cefa çekiyorsunuz hem de asla ve kata hak etmediğiniz halde ama buna kader deyip geçiyorsunuz. Böylesi bir yaşamla mı, yeryüzünün önderliğine talip oluyorsunuz? Oysa şu ruy-i zemin, nice insan doğanların, insan olanların, insanca yaşayanların ve insanca kalmayı başaranların yazdığı destanlara şahitlik etmiştir ve bizler de böylesi insanların varisleri olarak önümüzde duran tüm zorlukları aşacak, barikatları yaracak, zincirleri kıracak, zorlukları yenecek azme, kararlılığa, cesarete, kudrete ve koşullara sahibiz ama ne kendimizi biliyoruz ne de sahip olduklarımızı ve hatta ne de nereye gitmek, varmak istediğimizi. Bir bilinmezlik cehenneminde tükenip, yok olup gidiyoruz, hiçbir yaraya merhem olamadan, hiçbir rüyamıza kavuşamadan. Kahrolasıca, melun para babalarının, komprador pezevenklerin soygun ve sömürü düzenlerinin zavallı ve sefil kurbanları olmaktan kurtulamıyoruz bir türlü. Çürümüşüz, kokmuşuz, çöplüğe atılmayı bekliyoruz. Veyl olsun! Artık kimliklere bakmayı ve kimliğe göre tavır belirlemeyi bırakın lütfen, davranışlara, yaşamlara, eylemlere bakın ve ona göre tavır alın. Bilakis, şeytan sizi hep aldatmaya devam edecek hem de en hassas olduğunuz noktadan. Oysa iyi iyidir, kötüde kötü, iyinin kimliği sorulmaz, kötünün de. Eyvallah!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi