Forum Gündemi:

Konu Başlığı : ÇÜRÜYÜŞ...

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 78 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : çakyamuni
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
11-12-2019, Saat:06:30 AM
Varolurken ki oluşunda ki varolanları ve varolanlar temelinde ki varoluşumları bi dakika geçelim. Önsel olanları ve önsel olanların üzerine bina edilen yahut spontane kazanılan sonsal olanları da geçelim ama önsel olanlarla sonsal olanların girift denkleminde yaşadığını da bilelim insanın. Önsel olanların değişmezliğini ama sonsal olanların değişkenlik içerisinde ki haddizatında özün doğal mecrası içerisinde geliştiğini ve yine de değişmezliğini sarf-ı nazar eylemeyelim. Biliyoruz ki insan çelişik bir varlıktır ve çelişkilerle dolu bir hayatın içerisine doğmuştur. Bu yüzden de hiçbir zaman hiçbir konuda net olamaz. Hep değişkendir yani bir anı bir anına uymaz gibi bir yaşamın yolcusudur, bu olumsuzluk anlamında değildir, münhasıran yazgı gibi bir şeydir. Belki vazgeçilebilir bir şeydir ama yaşamın dayatması vazgeçmesini engeller. Geçelim! Kimliği yoktur insanın, dini yoktur insanın, rolü yoktur insanın, ideolojisi yoktur insanın, ülkesi yoktur insanın, milleti ve devleti yoktur insanın, hiçbir şeyi yoktur insanın, her şeyi ya da bir şeyleri olduğunu sonradan öğrenir ve sahiplenir, ilk evvelde her şeyin içine doğar ve bilmez ama büyüdükçe bilmek ister, bilmeyi istedikçe sorar ve sorgular, öğrenir, öğrendikçe farkına varır, farkına vardıkça anlamaya çalışır, anladıkça kabullenir ya da reddeder. Tabi tüm bunları yapmadan önce kurgulanır ve kurgulandığı gibi bunları yapmaya çalışır. Çünkü insan doğduğu anda acımasız bir kuşatılmışlığın içindedir, aşılamayan sınırlar içerisine hapsolmuştur yani hülasa olarak devasa bir zindanın içerisine doğmuş insan. Bu yüzden kendi doğal gelişim seyrine terkedilmez, terkedilemez, terketmezler, mutlaka kurgulanması gerekir ve kurgulanır yoksa istenmedik bir canlı olarak tezahür eder ve tüm beklentileri boşa çıkarır, tüm tezgâhları bozar. Velakin insan bu süreçte dönüşür, özünden sapar, kabullendiklerine alışır, alıştıkça uyum sağlar, uyum sağlamaya çalıştıkça bozulur ve artık insan, insan bile değildir. Geçelim! Her şey çürüdü farkında olmadan ya da farkında olunduğu halde yol verildi çürümeye ve kokusunu hissettiğimiz an anladık ne olduğunu ama artık iş işten geçti. Ve çürümüşlükten kazanmaya başladık. Bugün herkes çürümeden rant elde etmektedir ve rant elde ettikçe çürümeye yol vermektedir. Hiçbir değer, hiçbir erdem, insani öz beş para etmemektedir.

İşin hülasası; insanı kapitalizm çürüttü ama şimdi çürümekte olan kendisidir ve kuşkusuz tarihin çöplüğünde yerini alacaktır ve insanlık bir gün mutlaka doğal mecrasına dönecektir. Geçelim! İnsanı her daim bir madde olarak algıladık ve maddeye değer biçer gibi değer biçtik insana da. Ne zaman işimize yaramadığını düşündük o an gözümüzden düşürdük ve üç kuruş etmeyen bir madde olarak gördük. Her zaman bize kazandırması gereken bir madde olması gerekiyordu, bizim indimizde değer kesbetmesi için. Bize kazandırmıyorsa değersiz, üç kuruş etmeyen atık bir maddeydi artık o ve yeri çöplüktü. Onu hep tanımladık ve tanımlamalarımız üzerinden yargıladık. Zaten kolayca yargılayabilmek için tanımladık. İnsanı tanımlayacak tek bir olgu vardı; insan! Yani insan sadece bir insandı, basit, sıradan, olduğu gibi bir varlıktı. Biz onu olmadığı hale sokmaya çalıştık, sokmaya çalıştığımız hal üzerinden onu olmayacak maceralara sürükledik. İnsan basitti ama biz onu basitleştirmeye çalıştık. İnsanı hep bir müşteri gibi gördük ve bize verdikçe aldık ama aldığımız kadar vermedik ve sürekli azalttık onu, nihayet tükettik. Mütemadiyen suçlara bulaştırdık, ne yaptığımızı unuttuk ama suçlamayı unutmadık. Başını eğmesini hiç istemiyormuş gibi davrandık ama her zamanda baş eğdirdik insana, eğmedikçe başını durmadan vurduk. Eğdirdiğimiz başını, eğmesi gerekiyormuş gibi hissettirdik. Çünkü o başın sadece bizim önümüzde eğilmesini istedik, başkalarının değil. Oysa o baş hiç eğilmemeliydi, çünkü bir kere eğilirse artık bir daha kalkamazdı. Yani dalından kopardık, düşürdük, çiğnedik, ezdik ve çürüttük insanı. İnsan sayesinde yaratılan kurumlar eliyle insandan bir canavar yarattık. Yarattığımız canavara kendi kendini imha etme görevi verdik. Zira kurumlar eliyle kurgulanan bir varlıktı artık o. Kurumların kulu olmasını istedik ondan, kabullenmedikçe suçlu ilan ettik ve suçundan kurtulması için kurgulanmayı kabul etmesini dikte ettik. Bir insandı o, ne bir itti ne de bir köle. Ne dilenmesi gereken bir dilenci, ne de hakkı olmayana el uzatan bir hırsız değildi. Hayattan istediği tek şey ise, münhasıran hak ettiğiydi; ne bir gram fazla, ne bir gram eksik. İnsanlığına saygı istiyordu. Ama biz onun her şey olmasına müsaade ettik, bir tek insan olmasını kabullenemedik.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
Forumcu
*
578
mesajlar
77
konular
565
REP PUANI
Yeni Üye

Jul 2016
(Kayıt Tarihi)
Kız
(Cinsiyet)
#2
12-12-2019, Saat:07:59 PM
En tehlikeli olan kişinin kendisini ikna etmesi
Yaptığı herseye bi hüccet bularak başta aklını manipule etmesidir
Aslında acizligi kadar cesur varlıklarız
Ne tuhaf ...
بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّ
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#3
13-12-2019, Saat:07:53 AM
Hayat berbat be güzel insan. Yalan furtınaları esiyor. İnsançocukları acımazsızca aldatılıyor sömürülüyor. İnsanlık sürüleşmiş sürüklenip gidiyor.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
Forumcu
*
578
mesajlar
77
konular
565
REP PUANI
Yeni Üye

Jul 2016
(Kayıt Tarihi)
Kız
(Cinsiyet)
#4
13-12-2019, Saat:11:59 AM
Hayat çok güzel
Berbat eden bizleriz
Çıkar uğruna feda edemeyeceğimiz şey yok
Iffette dâhil... =(
بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّ
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#5
13-12-2019, Saat:03:27 PM
Aynen öyle güzel insan. Bile bile göre göre duya duya hissede hissede ALADANARAK. Yalancılara kanarak. Menfaat için dalkavuklaşarak, şarlatanlıkta demirleyerek. Olmayan şeylerin olduğuna inanarak. Sormayarak sorgulamayarak aklımızı kiraya vererek bizden diye inanıp kötülüğe yol vererek.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#6
13-12-2019, Saat:05:55 PM
İnsan, insanlığını çaldırdı ama hala insan olduğunu, insan gibi yaşadığını sanıyor, aynada gördüğü insan silüetine kanıyor. Artık ne haysiyetli yaşamak ne de saygı duyulacak bir varlık olduğunu düşünmek umurunda bile değil. Bilakis, saygı duyanlara hakaret edecek kadar haysiyetinden tecerrüt etmiş olan ama bir canlıymış gibi görünen ölü o. Çünkü insani yanına dair ne varsa ya da onu insan kılan ne varsa sömürüldü kapitalizm tarafından ve kapitalizmin acımasız, vahşi bir canavarına dönüştürüldü, kan içen, et yiyen bir vampire döndü adeta ve bunu kanıksadı, bunun suç olmadığını sandı ve alıştıkça inandı buna. Oysa kutsal bir kini olur insanın. Kızmıyorsa, öfkelenmiyorsa, başkaldırmıyorsa, susuyorsa, düşmanını bilmiyorsa nasıl insan olabilir insan? Hiçbir şey olmasına lüzum görülmeden onurlu bir hayatı hak ettiğine inanılması gereken bir varlıktır insan; insan doğduğu için. Üzerine hiçbir şey yapıştırmadan ve tanımlamaya gerek duyulmadan kabullenilmesi gereken ve hak ettiği ne ise bihakkın kendisine iade edilmesi gereken bir varlık. Ama istemesi gerekiyordu insanın. O ise verilmesini bekledi. Çünkü verileceğine inandırılmıştı, şartlandırılmıştı, alıştırılmıştı. İsteme denmişti, isyan etme denmişti, efendilerin isteklerine uy ve terbiyeli ol denmişti. Ama sanıldığı gibi olmayacaktı, olmazdı, olmadı. Zira her şey alıştırılasıya kadardı. İnsanı, alışmak çürüttü. Önce olguları tersyüz ettiler, sonra istendik olaylar yarattılar, sonra hayattan birazcık koklattılar, önce beyin ölümü gerçekleşti, ardından ruhunu bir fanusun içine koydular, alışasıya kadar bu halde bıraktılar, nihayet bıraktılar ama artık o denizden çıkarılmış bir balık gibiydi, belki çırpınır gibiydi ama nafileydi. Ama insanın bir şeye kesin olarak inanması gerekiyordu; insan olduğuna ve her ne pahasına olursa olsun insan olmaktan, insanca yaşamaktan vazgeçmeyeceğine ve kendisini bundan vazgeçirenlere, vazgeçirmeye çalışanlara ve kendisine insanlık dışı muameleyi hak görenlere karşı kutsal bir kin, bitmeyen bir öfke duyması gerektiğine ve mutlaka ama mutlaka, gerekiyorsa, insanca yaşamak uğrunda başkaldırmasının bir insanlık ödevi olduğuna.

İnsan, varoluşundan bu yana putlar edinmiştir ve alışmıştır putlara kayıtsız, şartsız tapmaya. Bu yüzden de gerçeklere her çağda kör kalmıştır, yalanlarına da kendince bahaneler bulmuştur. Hiç kimsenin varlığını inkâr etmediği hatta etmeye tevessül dahi edemediği aklını hiçbir zaman kullanmamıştır. Kullanmaya çalışanlar olduysa bile bunlar kötülük çiçekleri olarak görülmüşler ve ezilmişlerdir. Kapitalizm buradaki açıktan içeriye sızmış ve onun için sürekli yeni putlar icat etmiştir. Edindiği putlara benzerlerini de tapmaya zorlamıştır insan ve bu uğurda kan dökmekten dahi imtina etmemiştir. Tabi bunun karşısında put kırıcılarda olmamış değildir. Ama her zaman lanetlenmişlerdir putları reddettikleri için. İnsan kendisine hak görmediğini putlara hak görmüştür. Onlar için ölmüştür ama onlar insan için kıpırdamamışlardır bile. Haddizatında kapitalizmden de nefret etmektedir insan ama onun sunumlarını da reddetmek nefsine ağır gelmektedir yahut onu yok etmeye çalıştığı halde aynı zamanda varolması için de elinden geleni yapmıştır. Yani hem beslemiştir hem de kesmek istemiştir, fakat beslediği kendisinden daha kuvvetli hale geldiği için kendisi kurban olmuştur. Çünkü sunulan şeyler cezbedicidir, gönül okşayıcıdır ve güç istencini karşılamaktadır. Putlar her zaman sahte mutluluk reçeteleri sunar ve sunduklarıyla kendilerine bağlarlar ve eylemlerin yönlerini belirlerler. İnsan, insanlığını tedricen kaybeder, anladığında geri dönüşün imkânsız olduğunu farkeder. Artık saflığını kaybetmiş ve yaşadıklarını inanca dönüştürmüş olan insan sessizce çürümeye başlamıştır. Çürüdükçe içinde yaşadığı koşullara uyum sağlamış, uyum sağladıkça alışmış, alıştıkça da, gerçeğin, yaşadığı hayat olduğunu sanmıştır. İnsan düşmüş, düşüncede çürümeye başlamış ve el uzatan kimse olmayınca da (((ki, kim el uzatabilirdi ki?))) insanlıktan çıkmış bir varlık olarak ama en tehlikeli varlık olarak tarih sahnesinde tebeyyün etmiştir. Yaşadığımız çağda ise kokusu hissedilmeye başlamıştır. Ve insanın kokusu çok tiksindiricidir.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#7
16-12-2019, Saat:06:18 AM
Anı yaşayan, ana mahkûm olan, hiçbir değer ve ideal taşımayan insan için artık ne dün, ne bugün, ne de yarın önem taşımaktadır. O sadece akşamdan sabaha çıkabilmek, sabahtan akşama ulaşabilmek ve karnı doyduysa yan gelip yatabilmek düşüncesindedir. Yaşıyorsa karlı saymaktadır kendisini. Tüm insanlık ölse bile umurunda değildir, kendisi yaşıyorsa, insanlığın ölmesinin ne önemi olabilir ki? Ölen, ölmesi gerektiği için ölüyordur ve kaderdir! Sebebi ise düşünülmeye değmeyecek kadar tali bir meseledir. Bu yüzden de gidişata ayak uydurmaya, adımlarını ona göre atmaya çalışmaktan başka hiçbir şey yapmamaktadır. Kendisini mahrum hisseden insan, mahrum kaldıklarına erişebilmek için hayatta kalmak mücadelesi vermekten başka hiçbir şey düşünmemektedir. Nelerden mahrum olduğunu, niye mahrum olduğunu sorgulamaktan da korkmaktadır ama. Bir şeyin niye olduğu, olan şeye kimin sebep olduğu onu hiç mi hiç ilgilendirmemektedir. Çünkü o münhasıran hayatta kalmak ve hayatta olduğu her anın tadını çıkarmak için burada olduğuna inanmıştır. İnsanların nasıl yaşadığı, hangi şartlarda yaşadığı, hangi acılara duçar kaldığı, acılar karşısında nasıl naçar kaldığı umurunda bile değildir. Çürüyen insan düşünmez, hissetmez, anlamaz, öfkelenmez, isyan etmez. O sadece susar! İnsanın olmadığı yerde susku vardır çünkü. Her şey kadere hamledilir ve sorumluluktan kurtulunduğu sanılır. Kim neredeyse, ne haldeyse hak ettiği için oradadır, öyledir. Koşulların gücüne boyun eğiştir bunun adı. Yorumlamaktan zevk alırız ama değişmekten, değiştirmekten korkarız. Fakat bilmeyiz ki söz eyleme dönüşmedikçe hiçbir şey ifade etmez ve hayat özü itibariyle sözden öte eylemdir. Çünkü insanı da, dünyayı da, koşulları da değiştiren şey eylemin ta kendisidir. Varolmanın tohumu da eylemdir. Bugün insanlar ölüme terkedilmişse, ölümlerden zere hicap duyulmuyorsa, her şey kadere hamlediliyorsa, ölümleri bile ranta çevirmenin derdindeyse ve kenara çekilip izliyorsa insan olan biten her şeyi ve sızlayan bir yürekten mahrumsa, çürümenin en bariz göstergesidir bu.

Yanılgıların tutsağı olmak, her söylenene ve gösterilene inanmak, benden diye önüne gelene aldanmak, yalanı hakikate tercih etmek, madde peşinde koşturmak ve ömrünü kandırılmış biri olarak tamamlamak; maalesef, insanların yaşamı böylesi bir kıskaçta geçip gidiyor. Gerçeği ne söyleyen var ne de inanan var gerçeğe. Ki, gerçekten, dehşetli derecede korkuluyor. Bu yüzden de tüm canlılar içinde, münhasıran insan, sürekli tiksinti uyandıran biri olarak ön plana çıkıyor. Çünkü her şey insanda başlıyor ve insanda bitiyor, zira insan varlık âleminde tüm şeyler muvacehesinde özne konumundadır. Bugün çürüme devasa boyuttadır ve her taraftadır. Hem de tiksindirici derecede bir çürüme vardır. Ahlak sıfırlanmıştır, değerler değersizleşmiştir, hakikat ölmüştür, nihayet insan düşmüştür. Her şeyin yerle yeksan olması ve yeniden yaratılması gerekiyor ki düze çıkmak belki kabil olabilsin. Bugün İslamcılar çürümüştür, Kemalistler çürümüştür, Milliyetçiler çürümüştür, Solcular çürümüştür, cemaatler çürümüştür. Her türlü olgu ve değer, insanı sömürmek uğrunda namussuzca kullanılmakta ve suiistimal edilmektedir. Çünkü hepsi gerçeklerden korkmaktadırlar. Hepsi kendi kitlelerini aldatmaktadırlar, münhasıran dünya menfaatleri ve nimetleri uğruna hayâsızca aldatmaktan zerre imtina etmemektedirler. Saf ve berrak hakikati hiçbir endişe taşımadan, hiçbir sorun yaşamadan olabildiğince doğallıkla ifade edebilen yoktur. İfade edenlere ise cehennem yaşatılacağı malum olduğu için hakikat adeta fanus içerisinde boğulmaktadır. Hatta kendilerinden biri olsa bile birisi ve yine kendilerine ait bir hakikati ortaya koyacak olsa acımasızca mahkûm etmektedirler yani hepsi kendi evlatlarını yemekten imtina etmemektedirler. Ki, kitlelerinde bu tür yaşama hiçte itirazları olmamaktadır. Başkalarının söyledikleri hakikatlere, kendilerinden olanların söyledikleri yalanları tercih edebilmektedirler, sırf yalan söyleyen kendilerinden diye. Hepsi kurgulanmış insan istemektedirler, insanlarda kurgulanmayı tolere edebilmektedirler. Zira sürüp gelen ve sürüp giden düzene uyum sağlamışlar, alışmışlardır. Değişimden ödleri patlamaktadır. Sürekli konuşmaktadırlar ama değiştirmeye gelince itiraz sesleri yükselmektedir. Çünkü herkes yerinden memnundur, memnun değilmiş gibi görünmektedir, konuşmaktadır ama bunu münhasıran peşlerinde ki kitleleri uyutmak için yaptıkları gayet aşikârdır. Oturup konuşmaktan, gerçekleri tüm boyutlarıyla saygı çerçevesinde korkusuzca tartışmaktan, canlarını acıtsa da bildikleri doğruların yalan çıkmasından kaçmaktadırlar. Çünkü kendilerini bile bilmemektedirler ama bildiklerini sanmaktadırlar.
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#8
18-12-2019, Saat:07:41 AM
Bugün herkes birbirinden bihaberdir ve kimse kimsenin nasıl yaşadığını anlamak çabasında değildir. Yoksulu gören yüzünü çevirmektedir. Yoksulluk yokmuş gibi davranılmaktadır. Akıl toprağa gömülüp üzerine beton dökülmüştür, vicdan ölmüştür, merhamet sürünmektedir. Acımasız ve korkunç bir birey-cilik egemendir yaşama. Çünkü herkes nasıl daha fazla alabilirim, çalabilirim, daha güçlü ve zengin olabilirim derdindedir. Herkes güçlenmek, zenginleşmek ve hayatı, hayatları kontrol etmek sevdasındadır. Kapitalizmin insafsız mengenesinde sıkışıp kalmıştır herkes. İnsanlar, topraklar peşkeş çekilmektedir. İnsanın mutluluğu değil komprador pezevenklerin mutluluğu önceliklidir. İnsançocukları acının, ıstırabın mahkûmudur, dertler zinciriyle kuşatılmıştır ama dillere bakarsanız her şey olağan seyrindedir. Oysa insanların sofralarında kuru ekmekten başka bir şey yoktur, çocukların ayaklarında ayakkabıları yoktur, suçsuz suçludur ve suçlu suçsuzdur, çalışana üretene dinlenmek yasaktır, tatil münhasıran birilerinin hakkıdır, birileri daha üstündür, çalışıp üreteneler vergi yükü altında inim inim inlemektedirler. Sınırlarını kompradorların-para babalarının belirlediği yaşam içerisinde güya mutluluk pozları veren bir insan tipi vardır karşımızda. Bugün kazanan herkes kapitalizmin pazarından kazandığı için o pazarın dağılmasından yana değildir ama dağılmasını istiyormuş gibi göstermektedir kendini ve konuşturmaktadır dilini. Ne acıdır ki, insançocukları da böylesi büyük yalanları yemektedirler. Kimse kapitalizmin yok olması uğruna fedakârlıkta bulunacak, bir şeylerden feragat edecek durumda değildir. Kapitalizm yok olmalıdır ve gereken ne ise yapılmalıdır dediğiniz ve muhtelif çözüm önerilerinizi sunduğunuz zaman herkes susup kalmaktadır. İstenmektedir ki, kapitalizm kendiliğinden yok olsun gitsin ve biz yine de konforumuzdan, zevkimizden, rahatımızdan hiçbir taviz vermeyelim. Yani hem kapitalistçe yaşayalım hem de kapitalizm yok olsun. Böyle bir dünyanın olduğunu varsayıyorlar ama olması gereken dünyaya ütopya diyorlar. İnsan bu kadar ikiyüzlüdür işte ve çürümenin keskin bir göstergesidir aynı zamanda bu ikircikli tavır. İnsan, insanlık şerefini taşıyabilmelidir ve o şerefe seza bir yaşam peşinde olmalıdır.

Yaşamın sınırlarını ve yaşam oyununun kurallarını kompradorlar-para babaları belirlediği için, kendilerine sınırı olmayan bir yaşamı hak görmektedirler, elbette diğer yaşamlardan kısarak, çalarak. Üstelikte insanlığa ait olan bir mülk üzerinde bunu yapmaya cüret edebilmektedirler. Bu cüretkârlığı ve sahte cesareti de, insanlığın zaman sürecinde derinleştirilmiş korkusundan almaktadırlar. Çünkü güç onlardadır, para onlardadır, silah onlardadır; güçleriyle, silahlarıyla ve paralarıyla da tüm insanlığı esir almışlardır. Önce birazcık vermişler, koklatmışlar sonra kaybetmenin acısını hissettirmişler, daha sonra da köleleştirmişlerdir. Velakin esir olan, esirliği gönüllü olarak tolere edebilen filhakika insanlığın ta kendisidir. Çünkü böyle bir yaşama mahkûmdur ama olabildiğince de duyarsızdır, tepkisizdir, öfkesizdir. Maateessüf kızılsa da, reddedilse de insanlığın bugün sürüden hiçbir farkı yoktur. İnsanlığın gücü haddizatında onların oyunlarını bozabilir, korku duvarlarını yıkabilir, zincirlerini kırabilir ve onlardan, çaldıkları, üzerine çöktükleri mülkü geri alabilir ama insanlık maalesef böylesi görkemli bir sonucu ortaya çıkaracak birlikten, bilinçten, şuurdan, mukavemetten uzaktır. Sefil bir fikir ayrılığının pençesinde birbirine düşmanlık ederek sefaletin girdaplarında kıvranmaktadırlar. Politikanın, ekonominin, bilimin, yaşama dair her şeyin sınırlarını onlar belirlemekte, kuralları onlar koymakta ve istediklerine ama istedikleri kadar özgürlüğü onlar sunmaktadırlar. İnsanlık ise böylesi bir yaşamın içerisinde yaşadığını sanacak kadar cehaletin pençesinde kıvranmaktadır. Maalesef hastayız ve sürekli hasta bir nesil yetiştiriyoruz. Kaybetme korkusu insanı perişan etmektedir. Neyi kaybedeceğinden korkmaktadır acaba insan? Hiçbir şeyi olmayan insan olmayan şeylerini kaybedeceği korkusuyla yaşamaktadır ve trajikomik, patolojik bir vakadır bu ve bu korkudur ki; insanı düşürmekte, çürütmekte, öldürmektedir. Kapitalizmin yaratmaya çalıştığı insansız ve çürümüş dünyaya diren ey insan!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#9
20-12-2019, Saat:07:34 AM
İnsançocukları, kapitalizmin tefessüh etmiş kültürüyle öyle bir uyuşmuşlar ki, uyandırabilene aşk olsun. Çürümenin başlangıcı da bu kültürün sindirilmesiyle start almıyor mu zaten ama fark etmek, hissetmek, idrak etmek ne mümkün. Çünkü beyinlerimiz ve kalplerimiz ölmüş. Kapitalizmin kültürü her yeri kuşatmış, esir almış ama biz her şeyin ve her yerin normal seyrinde varolduğunu sanıyoruz. Kendi özümüzü kaybettiğimiz ve kendi özümüzden bihaber yaşadığımız için her şeyin de kendi özü üzerinde varolduğunu düşünüyoruz. Yaşamın normal seyrinde ilerlemediğini, insanın hak ettiği yaşamı yaşamadığını bir türlü idrak edemiyoruz. Kendimizi de inandırmışız her şeyin normal olduğuna, çünkü kendimizin normal olduğumuza inanmışız ilk evvelde. Oysa ne hiçbir şey ne de kendimiz normal değiliz. Önce hasta olduğumuzu bileceğiz ve iyileşmek yönünde samimi çaba sarf edeceğiz. Kapitalizmin tefessüh etmiş kültürü ruhumuzu yaktığı içinde önümüze konulan her şeyi öyle sahiplenmişiz ki, bu şey bozuk diyeni hain olarak damgalayabilecek ve en ağır şekilde tecziye edebilecek haldeyiz, ki öyleyiz de zaten. Olguları öyle sahiplenmişiz ki, şu olgu yanlış düzlemde olaylaştırıyor kendisini yahut yanlış düzlemde olaylaştırılıyor başkalarınca dediğimiz de inanasımız gelmiyor, aksine o olguyu ölümüne sahipleniyoruz ve savunuyoruz. Oysa bir şeyi sevmek yahut kendini ona ait hissetmek, o şeyin yanlışlarını sarf-ı nazar eylemeyi gerektirmez. Bir şey yanlışsa yanlıştır ve yanlış olana yanlış demek haddizatında o şeyi sahici olarak korumaktır ama biz yanlışını örtmekle güya o şeyi koruduğumuz zannediyoruz, oysa filhakika ölümünü çabuklaştırmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Bugün insanlık acımasız bir sınıf ayrımının kıskacındadır ama bunun normal olduğunu varsayıp, bulunduğu ya da konumlandırıldığı yeri hak ettiğini düşünmektedir, bu tam anlamıyla zihinsel bir sefalettir ve kendi mezarını kendi elleriyle kazmaktır. Kapitalizm insanı hem öldürmekte hem de mezarını kendine kazdırmaktadır. Sizlere kendilerinin üstün olduklarını metazori yahut zımnen tolere ettirmiş bulunan kompradorların-para babalarının sizden aşağıda olduklarını tolere etmedikçe yahut onları hak etmedikleri yerden hak ettikleri yere indirmedikçe hiçbir zaman hak ettiğiniz yeri alamayacaksınız ey insançocukları. Hak ettiğin yeri almak ve hak ettiğin yerde durmak için diren ey insançocuğu!

Kapitalizm, yaşamı öyle bir esir almış, insanlığı öyle bir kuşatmıştır ki, insanlık en ufak bir direniş emaresi bile ortaya koymaktan şok edici düzeyde korku duymaktadır. Handiyse, korkusuyla korkutmaktadır benzerlerini bile! Peki, kapitalizm neyin, kimin, hangi olgunun tavassutu ile bu korkuyu salmaktadır insançocuklarının üzerine, yüreklerine, kafalarına ve insançocukları o şey her ne ise o şeyi olduğu haliyle tolere etmek mecburiyetinde midirler, o şeyi kendilerine aitmiş gibi yahut kendilerini o şeye aitmiş gibi hissetmek zorunda mıdırlar? Tüm gövdemizi korkunun ağları sarsmış durumdadır. Çünkü kompradorlar-para babaları lanet sömürü düzenlerinin çökmemesi ve çaldıkları, üzerine çöktükleri mülkiyetin asıl sahibine geri dönmemesi uğruna insanı katletmekten bile imtina etmemektedirler. İnsanın ödü patlamaktadır duyumsadığı korkudan dolayı, hayatı şöyle derinlemesine temaşa ettiği zaman. Gözleri büyümekte, kalp atışları hızlanmakta, beyni çatlayacak hale gelmektedir, oturduğu yerde hop oturup hop kalkmaktadır. Çünkü insana acımayın diye yazılmıştır kapitalizmin kara kitabına! Peki, insan niye acımaktadır kapitalizmin kara barbarlığına? İnsanın korkusu vahşi bireyciliktir. Çünkü bireycilik hayata egemen olmuş, insançocuklarını birbirinden koparmış, birbirilerinin dertlerine duyarsız kalmalarına yol açmış hatta birbirilerini birbirlerine düşman kılmıştır. Böyle olunca kuşkusuz birleşik güç olan kompradorlar-para babaları insançocuklarını acımasızca ezmekten imtina etmemişlerdir, etmeyeceklerdir de. İnsançocuklarının bunu bilmeleri icap ederdi şüphesiz ama bilecek, fark edecek bilinçten yoksundurlar, zira bilinçleri çalınmıştır. Ey insançocuğu! Çalınan bilincini ve gasp edilen mülkiyetini geri almak için diren!
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.
Çevrimdışı
General
*
4,706
mesajlar
2,215
konular
1,284
REP PUANI
Yeni Üye

Aug 2011
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#10
22-12-2019, Saat:10:29 AM
Bitevi ölüm kusan ve durdurulmazsa ilanihaye ölüm kusacak olan, azaltan ve tüketen, tüm organlarımızı, kurumlarımızı, hayatımızı ve dünyamızı kirleten, cennetimizi çalıp bizi cehenneme mahkûm eden, meflûç olmuş ve meflûç eden kapitalist zihniyet çok evlatlarımızı yedi, çok kurbanlar verdik bu zihniyete. Ve hala da yemeye, kurbanlar almaya devam ediyor. Biz boyun eğdikçe ve kurbanlar verdikçe de kendisi yaşayacak ve bizleri yok edecek. Vermiş bir olguyu bir fraksiyonun eline istediği gibi aldatıyor, yönlendiriyor, oynatıyor. Olgularla öldürüyor! İlle gidip o olguyu eline alanın kölesi olacaksın başka çaresi yok. Mesela; devrimci mi olacaksın, devrimciliği Solculardan öğrenecek, onlar gibi devrimci olacak, onların dümen suyunda yürüyeceksin. Davacı mı olacaksın, davayı İslamcılardan öğrenecek, onlar gibi davacı olacak, onların dümen suyunda yürüyeceksin. Milliyetçi mi olacaksın, milliyetinin ve milliyetçiliğin ne olduğunu onlardan öğrenecek, onlar gibi milliyetçi olacak, onların dümen suyunda yürüyeceksin. Tam Bağımsız Türkiye mi diyeceksin, ne demek olduğunu Kemalistlerden öğrenecek, onlar gibi tam bağımsızlıkçı olacak, onların dümen suyunda yürüyeceksin. Çocukluktan alırlar seni, ruhunu ve beynini yakarlar, yıkarlar, yeniden yaratıp, kendi çürümüş kafalarına, zihniyetlerine göre yetiştirirler yani istedikleri seni yetiştirirler ve uyutup bırakıverirler hayatın içine, artık bunların peşlerinden ayrılman kabil-i mümkün değildir, senin için tek doğru olur; bunların doğrusu. (((Tabi burada bunların peşlerinden giden kitleleri kastetmiyoruz, zira onlarda bunların mağduru olmuş, aldatılmış, gadre uğramış zavallılardır.))) Aksi takdirde yapayalnız kalacak, yaşamak sevincinden feragat edecek, suçsuz olsan dahi suçlu olacak ve bu dünyada, kendi topraklarında cehennemi bir hayata mahkûm olacaksın. Bunlar yanlış yapacaklar, olguları eğip bükecekler, ters istikamette olaylaştıracaklar ama sen eyvallah edip yine bunların yanında yer alacaksın. Olguların gerçekliğine hiç değinmeyeceksin. Hep yalan yönleriyle, tahrip ve tahrif edilmiş halleriyle ele alacaksın. Çünkü bunlar birbirlerinin yalanlarından ve yanlışlarından beslenirler ve bu yolla varolurlar ama sen tedricen tükenip gidersin. Bunlar yaşayacaklar, sen bakacaksın! Görmeyecek, duymayacak, bilmeyeceksin ve kayıtsız şartsız boyun eğeceksin. Yanlış yapıyorsunuz, olguları yanlış olaylaştırıyorsunuz, yalan yaşıyorsunuz ve bizleri aldatıyorsunuz diye haykırmayacaksın. Tüm bu fraksiyonlardan farklı bir yola girersen, olguları öz mahiyetleri minvalinde ele alırsan ve aynı olguları kendi aklınla ve yüreğinle olaylaştırmaya çalışırsan hain, yalancı, kötü olursun. Çünkü sen böyle yaptığında haddizatında bunlara değil kapitalist zihniyete meydan okumuş ve kapitalist pezevenklere başkaldırmış oluyorsun ve işte rahatsızlığın nirengi noktası da burasıdır. Seni hain ilan edenler bunlar değil kapitalizmdir filhakika ama sözcülük ve taşeronluk yapanlar bunlardır. Çünkü sen böyle yaparak, kapitalizmden beslenen asalakların çarkına çomak sokuyor, mamalarına el koymuş oluyorsun. Bu ülkenin evlatlarını kurban verenler, diyet ödeyenler kimlerdir diye sormak gerekir bir defa? Bu ülkede niye hakikat yok ya da hakikati olduğu gibi söyleyen niçin susturulur hatta öldürülür diye sordunuz mu hiç? Niye herkes yalan söyler ve söylenen yalanları herkes yer diye düşündünüz mü hiç? Bu ülkede ki dönemsel kaosların, darbelerin ve terörün kaynağı da, besleyicisi de, finansmanı da yine bu kirli ve kanlı kapitalist zihniyetin taşıyıcılarıdırlar yani kompradorlardır. Sinsi bir virüs gibidir bu zihniyet. Bünyenize nasıl ve ne şekilde sirayet ettiğini ihsas etmeniz muhaldir. Sana bir şeyler verir ama her şeyini alır senden. Bu toprakların evladı olan bir insançocuğunun ruhunda bir kurşun sızısı varsa şayet yine bu toprakların evladı olan başka bir insançocuğunun kurşununun sızısıdır o yahut bir insançocuğunun canı alınmışsa bu topraklarda o canı alan yine bu toprakların evladı olan başka bir insançocuğu olmuştur. Yazık, günah değil mi? Her zaman bedel ödedik ama hiçbir bedel ödetmedik. Biz bedel ödemeyi kanıksayıp hiçbir bedel ödetmeyince de şımarttık kapitalizmin kan içip, kan kusan vahşi canavarlarını. Ulvi ülkülerimizi çalıp, güzel düşlerimizi kirlettiğinden beri, bizleri hedonizm ve egoizm çukuruna atıvermiş kapitalist pezevenkler ve biz hala aynı yerdeyiz. Uyan ey insançocuğu ve diren bu soyu sopu belirsiz komprador cellatlara ve bu cellatların işbirlikçisi olan taşeronlara! Senden çaldıklarını geri al. Olguların öz mahiyetlerini çok iyi öğrenin ve olgularla aldatılmayın. Hani Kur’an diyor ya: ‘’Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!’’
HER ŞEYİ SORGULA. 
VATAN-AHLAK-ADALET.
DÜŞÜNCEYLE SAVAŞMAK YÜCELTİR.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi