Forum Gündemi:

Konu Başlığı : Bir çiğ tanesinde biriken sabah

*
Bu konu; tarihinde açılmış olup, 0 defa yorumlanmıştır.
Konu Sahibi : kalan
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çevrimdışı
Uzman
*
1,930
mesajlar
507
konular
1,654
REP PUANI
Yeni Üye

Feb 2016
(Kayıt Tarihi)
Erkek
(Cinsiyet)
#1
15-07-2016, Saat:10:41 AM
Bir çiğ tanesinde biriken sabah/Gökhan ÖZCAN

Açık bırakılmış son kapıdan giren tatlı bir esinti... Uzaklardan gelen bir ezan sesi, gönül makamında... Laciverdî gökyüzünün gözlerden uzak bir köşesinde bir yıldız daha önce hiç kimseye söylemediği bir sırrını fısıldıyor sanki âleme. Hayat, kendini dalgacıkların minik gelgitlerine bırakmış ışıltılı bir serap... Bütün kımıltılar, devasa bir yönelişin küçük parçaları gibi... Yutkunuyoruz, ne çok şeye... Susamışız belli, çok susamışız. Bizi kandıran her şeyden çok başka bir şeye...

Ne kadar uzun bir zaman ne kadar kısa geçti. Bizi hayatta tutan o 'an' duygusunu kaybettiğimizden beri çılgın bir kayboluşla dönüyor kalp saatimizin yelkovanı. Ne kadar zaman oldu, kim bilir, dünyadaki şeyler arasında, en çok yağmur tanelerinin toprağa gelişigüzel bir sırayla düşmesine benzeyen o berrak niyaz kelimeleri birikmeyeli avuçlarımızda... İçimizden, en derinimizden adeta damla damla damıtarak avuçlarımıza akıttığımız yalın kelimeler vardı, yoklar şimdi, yok kadar silindiler hafızamızdan ya da... Şöyle bir tereddüde takılıyor sık sık ayağımız: Bir yerden hatırlıyoruz sanki kendimizi... Ama nereden?

Bir adam açlığını bağırıyor sokakta feryat figan... Gelip bir yere çarpıyor sesi yakıcı bir sessizlikle. Bir şey oluyor savunmasızca kendini akşama kaptırmış bir adamın ya da bir kadının ya da en çok henüz hiç kendisinden başka biri olmamış bir çocuğun burun direklerinde. Ki o, tam olarak neresinden isabet aldığını bile bilmeden büyüyecek yıllar yıllar boyu, bu sırlı yaranın cidarlarında.

Önümüzde bir tümsek var sanki. Ne yana yönelsek, gelip önümüzde duruyor. Ne yöne hamle yapsak, bizden önce davranıp orada yerini alıyor. Sıçrasak üstünden atlarmışız gibi bir hisle yaşayıp duruyoruz. Ve şöyle bir tedirginlikle: Her şey o sıçramanın tekerrürüyle malûl hale gelebilir, tümseğin durmadan kendini çoğaltmasıyla. Tümsek aslında, bildiğimiz tümsekler gibi değil. Hatta açık söylemek gerekirse bu aslında bir tümsek bile değil! Teşhisi bir türlü konamayan eski bir görme bozukluğunun, adım adım hepimizi birden ele geçirmesi... Yaşıyoruz ve mütemadiyen bir cerahat birikiyor karanlık ceplerimizde. Sonra kolay olsun diye anlaması, cerahat demiyoruz da ona, zamanın peyzajına uygun düşsün, keçelenmesin, havsalamıza bombe yapmasın diye tutup tümsek diyoruz.

Sabahın renginde bir tuhaflık var, dikkat edin! Sabahın rengi nasıl da benziyor bugün kendini bir çiğ tanesinde biriktiren bir sabahın rengine. Kurumuş dudaklarla uyanmak, telde unutulmuş bir çorap teki gibi gecede asılı kalmış bir uykudan. Nedir her şeyi bir ufuk çizgisinden büyüterek fazlalaştıran? İnsanın içine içine akan bu tarif edilemez serinlikteki seher yeli nereden çıktı? Eğer çıkıp gidiverecekse bir avuç suyla suretimizden bu hayat mahmurluğu, ne olur, hiç yıkamayalım bu sabah bu tazeleyici uykudan yüzümüzü.

Uzaklarda gönül makamından bir ezan sesi... Saçlarımızı okşuyor sabahın eli. İnsan, düşmemek için en çok yaralarına tutunmalı. Ve susuzlukta tecelli eden teselli, suyun ta kendisi.

Sırrını biliyorum ey yıldız! Cam bir şişede biriktirmeli insan kendini ve usulca, hiç tümseği olmayan bir sahile söylemeli aczini.


Hızlı Menü:


Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi